|
Gerede Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim kurulu ve Gerede Belediye
Başkanı Mustafa ALLAR TOBB Başkanı M.Rıfat Hisarcıklıoğlu na bir ziyaret
gerçekleştirdi. Geredetso Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Kaşka,Meclis Başkanı
İbrahim Sadi Özalp,Yönetim Kurulu üyeleri muharrem Kazan,Eşref zeftçi,Hüseyin
Yüksel,Genel Sekreter Şerafettin Dağyıldızı ve Geredetso eski başkanı Gerede
Belediye Başkanı Mustafa ALLAR dan oluşan heyet TOBB başkanı M.Rıfat Hisarcıklıoğlu nu Makamında ziyaret etti.
Daha önce Meslek komitelerinden gelen iş dünyası ile
ilgili sorunların iletildiği ziyaret de başkan M.Rıfat Hisarcıklıoğlu
Geredetso heyetini TOBB de ağırlamaktan son derece memnun olduğunu dile getirirken eski Geredetso Yönetim
Kurulu Başkanı olan Mustafa Allara da yeni görevinde başarılar diledi.TOBB
başkanına Gerede bakır ibriği ve Deri kemer hediye edildi.Bir gün sora ise
Geredetso Yönetim Kurulu Başkanı,meclis başkanı ve Genel sekreterden oluşan
heyet Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,
MHP Genel Başkan Yardımcısı Emin Haluk Ayhan ve bakanların katıldığı , TOBB 70.Genel kuruluna katıldı.Burada Genel
kurul açılış konuşmasını yapan TOBB başkanı Hisarcıklıoğlu Ne yazık ki
hepimizi tarifsiz acılara boğan bir olayın hemen ertesinde toplandık. Soma’da
301 kardeşimizi şehit verdik. Kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum.
Mekânları cennet olsun. Kederli ailelerinin acısını yürekten paylaşıyor,
başsağlığı ve sabır temenni ediyorum. Facianın ilk
günü Soma’daydık. Her şeylerini bırakıp kurtarma ekibine katılanları gördük.
Pek çok kahramanlık hikâyesine de şahit olduk. İnsanlık dersi aldık. Bir
arkadaşı daha orada kalmasın diye geri dönüp, yeniden madene giren cesur
insanları tanıdık. Milletimiz,
Soma’nın acısını acısı bildi. Bu acıyı hisseden, yaraya bir nebze merhem
olmak için çalışan herkese teşekkür ediyorum. Şehit maden işçilerimizin
aileleri artık bizlere emanettir. TOBB olarak başlattığımız yardım
kampanyasına katılan ve katılacak Oda ve Borsalarımıza bu vesileyle teşekkür
ediyorum. Tüm iş dünyamızı da bu kampanyaya katılmaya çağırıyorum. Ancak, geride
kalanların acısını paylaşmak, sorumluluğumuzu hafifletmiyor. Bizim inancımıza
göre bütün kainat insan için yaratılmıştır. Kâinattaki hiçbir şey insan
hayatından önemli olamaz. Artık her alanda insan hayatı önceliğimiz olmalı.
Bu bir haktır, hukuktur. Bunun için
herkes, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli. Soma faciasından sorumlu
olanlar da, kamu veya özel sektör hiç fark etmez, mutlaka bulunmalı ve şeffaf
bir şekilde yargılanmalı. Değerli
dostlarım, Yoğun çalışma
temposuyla dolu bir yıl geçirdik. 7 gün 24 saat çalıştık. Ürettik, ihracat
yaptık. İnsanımıza iş ve aş sağladık. Tek bir gayemiz vardı; ülkemizi daha
zengin, insanımızı daha müreffeh yapmak. Geçen döneme
ait çalışmalarımızı, Faaliyet Raporumuzda ayrıntılı bir şekilde gördünüz.
Bunların bir kısmını da az önce ekranda izlediniz. Tüm bu
çalışmalarımız iki sütun üzerinde yükseldi. Birincisi, bu salonu dolduran
müteşebbisler, yani sizlersiniz. Sizler, mücadeleyi, cesareti, inancı, azmi
ve iradeyi temsil ettiniz. Üretimin, istihdamın, ihracatın kahramanları
oldunuz. Oda ve Borsa
başkanlarımız, iş âleminin kanaat önderleri olma görevini hakkıyla
üstlendiler. Şehirlerinin kalkınması ve markalaşması için emek verdiler,
fikir ve proje ürettiler. İşte tüm bu
faaliyetler, tüm bu başarılar, sizlerin, tüm camiamızın eseridir.
Gösterdiğiniz gayret ve emek için, her birinizi tek tek kutluyor, hepinize
sonsuz şükranlarımı sunuyor, sizleri yürekten alkışlıyorum! Çalışmalarımızın
dayandığı ikinci sütun, sağlanan istikrarla birlikte hükümetimizin ve
meclisimizin iş dünyamıza verdiği destek, hayata geçirdiği düzenlemelerdir.
Bu iki sütundan biri eksik olsaydı bu başarılar yakalanamazdı. Bu nedenle
çalışmalarımızda yanımızda olan Cumhurbaşkanımıza, Meclis Başkanımıza,
Başbakanımıza, Ana Muhalefet Partimizin Genel Başkanına, Bakanlarımıza,
siyasi partilerimize, tüm Meclisimize, camiam adına teşekkür ediyorum. Bizimle
birlikte bürokratlarımız da emek verdi, çalıştı. Kamu – özel sektör el ele
verdik, ülkemize değer katan pek çok çalışmayı hayata geçirdik. Kendilerine
de ayrıca teşekkür ediyorum. Sevgili
dostlarım, Bilirsiniz,
iş adamları önce geçtiğimiz dönemin muhasebesini yapar. Sonra da geleceği
görmeye çalışır. Ben de ilk olarak, ülkemizde ve dünyada yaşanan gelişmeleri
değerlendirmek istiyorum. Geride
bıraktığımız 2013 yılına baktığımızda özel sektör olarak, gelecek için umut
veren bir tablo görüyoruz. Yurtiçinde ve yurtdışında yaşanan çeşitli olumsuz
gelişmelere rağmen, özel sektörümüz pek çok alanda rekor kırmaya devam etti. Üretim hacmini,
yatırım miktarını ve istihdamı artırdı. Müteşebbisler niye yatırım yapar,
niye iş yeri açar, niye istihdam sağlar? Geleceğe dair umutları olduğu için. İşte biz bu
umutla, ülkemize yeni girişimciler kazandırmaya devam ettik. Faal işyeri
sayısı 77 bin artışla Cumhuriyet tarihinin en yüksek düzeyine, 1 milyon 576
bine ulaştı. Milletimize
iş ve aş sağlamaya devam ederek, istihdamda da Cumhuriyet tarihinin rekorunu
kırdık. Sadece kayıtlı çalışan sayımızı 620 bin kişi artırarak, toplam 12
milyona yükselttik. Diğer yandan
Türkiye’nin geleceğine yatırım yapmaya devam ettik. Özel sektörümüzün makine
ve teçhizat yatırım harcamaları 86 milyar dolara ulaştı. Bunu kim
başardı? İşte bu salonu dolduran sizler ve temsil ettiğiniz camiamız başardı.
Sizlerle gurur duyuyoruz. İyi ki sizler varsınız! Bu vesileyle,
özel sektörün çalışmalarını destekleyen başta Sayın Başbakanımız olmak üzere,
bugün de aramızda bulunan Sayın Ali Babacan, Sayın Hayati Yazıcı Sayın Nihat
Zeybekçi ve Sayın Fikri Işık bakanlarımız ile görev yapan tüm bakanlarımıza
huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Kıymetli
misafirler, Dünyada 2014
ve sonrasında, alışkın olduğumuzdan farklı bir küresel ekonomik ortam bizleri
bekliyor. Ben şahsen oyunun kurallarını yeniden belirleyecek ve dünyayı
değiştirecek 7 küresel trendin ortaya çıktığını görüyorum. Birincisi,
küresel finansman iklimi değişiyor. Küresel kriz sonrasında parasal genişleme
ve bol likidite dönemi başlamıştı. ABD Merkez Bankası FED, her sene piyasaya
yaklaşık 1 trilyon dolar veriyordu. Bu sayede ülkeler, şirketler ve hatta
bireyler rahatça borçlanıp, yatırım ve harcama yapıyorlardı. Ekonomiler
büyüyordu. Ama bu dönem
sona eriyor. FED, piyasaya verdiği parayı azaltıp, tamamen sonlandıracak.
Şimdi, hem şirketlerimiz, hem de vatandaşlarımız artık daha tedbirli, daha
temkinli hareket etmek zorunda. Kamu ve özel sektör olarak, bu yeni ortama
nasıl uyum sağlayacağımıza birlikte odaklanmalıyız. İkincisi,
küresel ticaret ve yatırım ortamı değişiyor. Dünyada bölgeselleşme hız
kazanıyor. Bunda öncülüğü ABD yapıyor. Önce pasifik ülkeleri ile
“Transpasifik” Ortaklık Anlaşması başlatıldı. Burada ABD, Japonya, Kore gibi
önemli ülkeler var. Öte yandan
ABD geçen sene AB ile “Transatlantik” Ticaret ve Yatırım Ortaklığı girişimine
de hız verdi. Bu iki girişim dünya ekonomik gücünün üçte ikisine denk
geliyor. Bu ortaklıklar küresel ticaretin ve yatırımların yönünü
belirleyecek. Bununla da kalmayacak, üretim standartlarını belirleme
konusunda da büyük bir güç elde edecekler. Bakın size
çok çarpıcı bir örnek vermek istiyorum. Şu an bizim ürettiğimiz ürünler 220
volta göredir. Eğer bu ülkeler 110 volt’un standart olmasına karar verirse,
ya tüm üretim yapımızı değiştirmek zorunda kalacağız, ya da bu pazarlara mal
satamayacağız. Bir başka deyişle, bu yeni küresel sistemin içinde olanlar,
dışarda kalanlara göre büyük avantaj sağlayacak. Türkiye olarak, bu oluşumun
içinde yer almak zorundayız. Üçüncü önemli
trend değişen enerji haritası. Gelişen teknoloji sayesinde “Kaya Gazı”,
giderek daha ucuz ve daha fazla üretilir hale geliyor. Bu sayede ABD’deki
doğal gaz fiyatı son 5 yılda yüzde 60 geriledi. ABD’nin yakın
gelecekte doğal gazda, net ihracatçı olması bekleniyor. Bu gelişme dünyadaki
yatırım tercihleri dâhil her kararı kökünden değiştirecek. Enerjide dışa
bağımlı bir ülke olarak, bizim de, şimdiden bu konuya odaklanmamız gerekiyor. Dördüncü
küresel trend ülkelerarası rekabette “girişimciliğin” ana unsur haline
gelmesidir. Tüm ülkeler, “yenilikçi girişimcileri” kendi topraklarına çekmek
için mücadele veriyor. Çarpıcı bir
örnek daha vereyim. Amerika’da, Silikon Vadisindeki girişimcilerin %52’si ABD
dışında doğmuş. Demek ki ABD geleceğe hazırlık yapıyor. Tüm dünyadan
yenilikçi girişimcileri kendine çekiyor. İnovasyon şirketleri ABD’ye
yerleşiyor. Niye, çünkü
daha çok girişimci çeken, yenilikçi fikirleri elinde tutan, yarının kazananı
olacak. Zira “icat çıkartan” kazanıyor. Kardeşlerim, bu topraklarda, bizim
genç ve dinamik bir nüfusumuz var. Ne duruyoruz? Girişimciliği cazip hale
getirelim, gençleri girişimci olmaya yönlendirelim, onlara destek verip
dünyada hak ettiğimiz yeri alalım. Beşinci trend
Internet’in ekonominin belkemiği haline gelmesidir. Ne yazık ki biz
İnternet’i sadece sosyal medya gibi, hatta kahvehane gibi kullanıyoruz. Oysa
özellikle KOBİ’ler için Internet maliyetleri düşürme ve dünyaya açılma
fırsatıdır. Internet
sayesinde her KOBİ, dağıtım ağına muhtaç olmadan tüm dünyaya ulaşabilir.
Bakın İnegöl’ün mobilyası, Gaziantep’in baklavası, internet üzerinden dünyaya
satılıyor. İşte tek tuşla dünya elimizin altından. Ne duruyoruz, bu dev
pazarı keşfedelim. Altıncı
küresel trend tüm dünyada “orta sınıfın” büyümesidir. Bunun önemini göstermek
için bir rakam vereceğim. Her yıl dünyada orta sınıfa 150 milyon kişi dâhil
oluyor. Yani 2 Türkiye ekleniyor. Bugün orta sınıfın mevcudu takriben 2
milyar kişi. Sadece 6 yıl sonra, 2020’de 3 milyara ulaşacak. Küresel orta
sınıfın bugün yaptığı harcama yılda 7 trilyon dolar. 2020’de bu harcama 3’e
katlanacak ve 20 trilyon dolara yükselecek. İşte bu talebi karşılayacak,
altyapı lazım, üretim lazım. Bu pazarlara ulaşıp, daha fazla mal satabilmek
için; biz de sanayi politikalarımızı buna göre gözden geçirmeliyiz. Yedinci
küresel trend ekonomide “şehirlerin” öne çıkması. Çünkü büyüyen orta sınıf
şehirlerde toplanıyor. Dikkatinizi çekiyorum. Bugün dünyanın en büyük 600
şehrinde 1,5 milyar kişi yaşıyor. Bu şehirlerin ekonomik hacmi dünya
ekonomisinin yaklaşık yarısı. 10 yıl sonra bu şehirlerde yaşayanların sayısı,
2 milyara yükselecek. Üretimleri, dünya ekonomisinin, yüzde 60’ına ulaşacak. Bunun anlamı
şu. Artık dünyada sadece ülkeler değil, şehirler birbiriyle rekabet ediyor.
Bakın çok ilginçtir, geçenlerde yabancı bir yayında gördüm. Rekabette öne
çıkmak isteyen yabancı bir şehir, dünyanın en hızlı internet altyapısını
kuruyor. Böylece ileri teknoloji alanındaki şirketleri şehrine çekiyor, şehir
hızla zenginleşiyor. İşte biz de,
şehirlerimizin cazibesini artırmalıyız. Bunun için şehirlerimizin
markalaşmasına, çevre duyarlılıklarının artmasına ve “akıllı şehir”
olmalarına ihtiyaç var. Değerli
dostlarım işin özü, işte dünya bunları tartışıyor ve hazırlık yapıyor. Zira
bu trendlere göre politika belirleyen ülkeler öne çıkacak. Kazanan onlar
olacak. Bizim de bütün bu gelişmeleri gündemimize alıp, tartışıp, fikir
üretmemiz gerekiyor. Kıymetli
misafirler, Bu yıl 2
önemli seçim süreci yaşadık, yaşıyoruz. Yerel seçimlerde milletimiz, kendine
yakışan bir olgunlukla demokrasiye sahip çıktı ve iradesini ortaya koydu. Şimdi
önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimi var. İlk defa halkoyuyla seçileceğinden dolayı,
farklı bir önemde. Biz bu seçim sürecinin itidalli bir şekilde
tamamlanacağına inanıyoruz. İnşallah seçim sonucu, ülkemizde “yeni bir
toplumsal mutabakatın” oluşmasına da vesile olur. Zira en çok,
“huzura” ihtiyacımız var. Huzur bulalım ki, hepimiz işimize odaklanalım. Daha
fazla üretim, daha fazla yatırım, daha fazla ihracat yapalım. Bakın, içinde
bulunduğumuz coğrafya her geçen gün daha karmaşık hale geliyor. Buna rağmen,
bu yılın ilk çeyreğinde sanayi üretimini yüzde 5,3, ihracatı altın hariç
yüzde 4,5 artırdık. Bu tablonun büyümeye olumlu bir başlangıç yapacağına
inanıyorum. Ama daha iyi
bir Türkiye ve daha iyi bir gelecek için, bundan daha iyisini yapabilmeliyiz.
Çünkü fert başına düşen milli gelirimiz son 6 yıldır 10 bin dolarda takıldı
kaldı. 2023’de, 2
trilyon dolar milli gelir hedefini yakalamak istiyorsak, her yıl yüzde 8
civarında büyüme oranı tutturmak gerekiyor. Son 10 yılda 4 defa yüzde 8’in
üzerinde büyümeyi sağlamışız. Demek ki biz bunu yapabiliyoruz. Şimdi
ekonomiye yeni bir ivme kazandırıp, yüksek büyümeyi sürdürebilmeliyiz. Ancak,
üretmek için cari açık veren, büyümek için borçlanan bir ülke olarak bunu
başaramayız. Yüksek hızda
nasıl büyüyecek, rekabet gücümüzü nasıl koruyacağız? Düşük tasarruf oranı
engelini nasıl aşacağız? Kamu idaresinde keyfilikten uzak, kurumsal bir
yapıyı nasıl yerleştireceğiz? İşgücü maliyetlerinden dolayı kaybettiğimiz
rekabet gücümüzü, kalite ve yenilikçilikle yeniden kazanabilecek miyiz? İşte tüm bu
soruların cevabı, “yeni bir büyüme modelidir”. Bunun için de bir dizi yapısal
reforma ihtiyaç var. Siyasetçisi, bürokratı, akademisyeni, iş dünyası el ele
verip, ortak akılla, doğru politikaları tasarlamalıyız. Hükümetimizin
son 10 yılda hayata geçirdiği ekonomik reformlar, iş dünyamıza cesaret ve
güven verdi. Şimdi, reform ateşini yeniden canlandırıp, eksik kalanları da
tamamlayalım. İşte o zaman bu camia Allah’ın izniyle, daha büyük hedeflere de
ulaşır. Biz
hazırlığımızı yapıyoruz. Düzenli anketlerle iş dünyasının nabzını tutuyoruz.
Görüyoruz ki, iş dünyamız geleceğe umutla bakıyor. Zaten umut olmadan
kalkınma olmaz. Ama ihtiyaç duyulan yapısal reformlar var. Bunlardan ilk 5
öncelikli alan şunlardır; • Vergi
reformu, • cari açığı
azaltacak sanayi stratejisi, • istihdamın
teşviki, • girdi
maliyetlerinin azaltılması ve • reel
sektörün bankalarla çalışma ortamının iyileştirilmesi. Değerli
dostlarım, Vergi reformu
iş dünyasının en öncelikli meselesi. Vergi reformuyla, sadece
“yakaladığından” değil, herkesten, daha adil vergi toplayan bir sistem
kurmalıyız. Yapılacak vergi reformu, sadece devletin gelirini artırmayı
hedeflememeli. Elde edilecek ilave vergi geliri, yüksek vergilerin
indirilmesi için kullanılmalı. Her zaman
ifade ettiğimiz bir husus var. Vergisini düzenli ödeyenlere pozitif
ayrımcılık yapalım ki, herkes vergi ödemeye teşvik edilsin. Gelin artık
vergisini aksatmadan ödemiş olanları ödüllendirelim. Vergisini hakkıyla
ödeyene sahip çıkalım! Cari açığın
azaltılması, daha sağlıklı ve istikrarlı büyüme için şart. Bunun yolu da,
sanayimizin güçlenmesinden geçer. Bakın geçen sene sanayi ihracatımız önceki
yılın altında gerçekleşti. İhracatımız içinde orta teknolojili ürünlerin payı
artıyor. Ama ileri teknoloji içeren ürünlerin azalıyor. Bu da bize
sanayimizdeki yapısal dönüşüm ihtiyacını gösteriyor. Kısıtlı kaynaklarımızın,
daha az katma değerli alanlar yerine, sanayi yatırımına yönelmesini
sağlamalıyız. Yüksek katma değerli sanayi faaliyetlerini, özel programlarla
desteklemeliyiz. Ürün bazında yatırım teşviki verebilmeli, bundan
çekinmemeliyiz. Yeni sanayileşme
hamlemizi hazırlarken, sadece Türkiye’yi değil, bölge ekonomilerindeki
fırsatları da göz önünde bulundurmalıyız. Türkiye’nin etrafında bize bağlı
üretim ve değer zincirleri kurmalıyız. TOBB camiası
olarak bizim bir hayalimiz var. Biz bölge ülkelerinde; içinde Türkçe
konuşulan, kapısında Türk bayrağı dalgalanan sanayi bölgeleri hayal ediyoruz.
Çünkü Türkiye, bu coğrafyanın sanayi devi. Buradaki
bilgi ve tecrübemizi komşu ülkelere aktarabilir, oralardaki imkânlardan da
Türk iş dünyası olarak faydalanabiliriz. Bunun ilk adımını Hükümetimizin de
bilgisi dâhilinde, Filistin “Cenin” bölgesinde atıyoruz. Bu tür sanayi
bölgelerinin sayılarını 10’lara, hatta 100’lere çıkarabilmeliyiz. Bunun için
kapsamlı bir strateji hazırlamalıyız. Artık hedefimiz büyük olmalı.
Hedefimiz, dünya için üretip, katma değeri Türkiye’ye getirmek olmalı. Kıymetli
konuklar, Müteşebbislerimizin
en çok şikâyet ettikleri konulardan biri de, üretim ve ihracattaki yüksek
girdi maliyetleri. Akaryakıt üzerindeki vergiler, hem rekabet gücümüzü
azaltıyor, hem de kayıtdışılığı körüklüyor. Enerjiyle ilgili tüm yüksek
vergileri kademeli olarak azaltalım. Hükümetimizin
cesaretle hayata geçirdiği “istihdam primi indirimi” sayesinde, hem kayıtlı
istihdam, hem de prim geliri arttı. Kayıt dışılık azaldı. Hem işçi, hem
işveren, hem de devlet kazanmış oldu. Bunlara devam edelim. İhracat yapan
sanayicimizin, yurtiçi taşımada kullandığı akaryakıt üzerindeki vergi yükünü
de düşürelim. Sanayicilerimizin yurtdışı taşımalarına navlun desteği verelim.
Son dönemde ülkemizin her bölgesini birbirine bağlayan pek çok ulaşım projesi
hayata geçirildi. Ulaşımdaki
yatırımlar ülkemizin çehresini değiştiriyor, Tüccar ve Sanayicimizin ulaşım
maliyetlerini düşürüyor. Özellikle demiryolu yatırımlarını, verimlilik
esasını dikkate alarak, daha da artıralım. Demiryolunu OSB’lere, limanlara ve
lojistik merkezlerine mutlaka ulaştıralım. Değerli
dostlarım, İhtiyaç
duyulan önemli bir konu da, KOBİ’lere pozitif ayrımcılık. Zira küreselleşme,
ekonominin mantığı gereği, büyüklere avantaj sağlıyor. Eğer bu süreç doğru
yönetilmezse, rekabet ortamı bozuluyor. Piyasalar, tamamen büyük şirketlerin
kontrolüne giriyor. Kobilerimiz ve sanayicimiz fasoncu haline geliyor. Bakın
KOBİ’lerin ekonomi için ne kadar önemli olduğuna dair bir rakam vereyim. Buna
hiç kimse dikkat etmiyor. Bugün ihracatın yüzde 63’ünü KOBİ’ler yapıyor.
İthalatınsa sadece yüzde 39’unu. Demek ki dış ticaret açığının çözümü de
KOBİ’lerde. KOBİ’lerin de
büyüyebilecekleri ve büyük şirketler tarafından piyasadan silinmeyecekleri,
onlarla eşit şartlarda rekabet edebilecekleri bir eko-sistem lazım. Bunun
için dünyada benimsenen bir sistemi, ülkemizde de uygulamalıyız. Bu da
“Kalkınma Temelli Kamu Satın Alma Politikasıdır”. Biz kamu
alımlarında yabancı ürünlere kucak açtığımız için, “yabancı ülkelerin
şirketlerini” desteklemiş oluyoruz. Böyle devam edersek, Anadolu’nun
KOBİ’lerinden “yarının küresel şirketleri” çıkmaz. Kamu
alımlarında da KOBİ’ler lehine düzenleme yapılmalı. Mevzuatta bazı hükümler
var ama uygulaması zayıf. Mesela sayın Başbakanımızın talimatıyla, kamu
alımlarında yerli üretime yüzde 15 fiyat avantajı uygulanması kararı
alınmıştı. Ama ne yazık ki bürokrasi bunu uygulamadı. Kamu mal alım
ihalelerinin yüzde 93’ünde bu karar işletilmedi. Belediyeler
bile gidiyor, ülkemizde üretileni değil, ithal olanı tercih ediyor.
Hükümetimiz de bu genelgenin uygulanmadığını gördü. 3 ay önce yerli malına
fiyat avantajı sağlayan yeni bir düzenleme getirdi. Olumlu yönde atılmış bu
adımın uygulamaya da yansımasını bekliyor ve teşekkür ediyoruz. Şimdi benzer
bir düzenleme de, ofset işlemlerine getirilmeli. Bu sayede milli sanayimiz
için yeni iş ve teknoloji edinme imkânları doğacaktır. Değerli
dostlarım Son dönemde
canımızı yakan hususlardan biri de Bankaların bize yüklediği maliyetler.
Zaten küresel finansman koşulları yüzünden özel sektörün kredi maliyetleri
arttı. Bunun üstüne bir de, bankaların her yıl artan işlem ücretleri biniyor. Reel sektör,
bankalara farklı isimler altında; harç, komisyon, dosya ücreti ödemekten
bıktı. Zaten bu kadar faiz ödediğimiz bankalar, bir de dosya ücretine mi
muhtaç durumda? Bu dönemde reel sektör hapşırırsa, bankacılık sektörü grip
olur. Bankalara sesleniyorum; artık bu vicdansızlığı, “hep bana” anlayışını
bırakın. Unutmayın, KOBİ varsa siz varsınız! Kıymetli
girişimciler, Bu noktada
iğneyi bir de kendimize batırmak ve bir özeleştiri yapmak isterim. Yaptığımız
anket çalışmaları önemli bir gerçeği daha gösterdi. Şirket ölçeği ne kadar
küçükse, çekilen sıkıntı o kadar artıyor. Ama bizler hala küçük olsun benim
olsun anlayışını terk etmiyoruz, güçlerimizi birleştirmiyoruz. Hâlbuki
birlikte hareket etmek bizim kültürümüzde var. Şirketlerimiz artık bu kültürü
harekete geçirsin, güçlerini birleştirsin. Alırken, satarken, bankayla
pazarlık yaparken, güçlü olmak istiyorsanız, şirketinizi büyütün. Bunun için
sermayeniz yoksa ortaklık kurun, birleşin. Halka açılın. Sayın
Başbakanım, Sizin
talimatınızla Oda-Borsa Başkanlarımız ve başarılı işadamlarımız için yeşil
pasaport çalışmaları yapıldı. Ancak buradan defalarca dile getirdim, bunları
hayata geçiremedik. Yeşil pasaportlu zihniyet buna engel oldu. Unutmayalım,
ülkemizi sadece bürokratlarımız değil, iş adamlarımız da temsil ediyor.
Girişimcilerimizin itibarı, ülkemizin itibarıdır. Başarıları, ülkemizin
başarısıdır. Artık bizim ayağımızdan şu prangaları söküp atın! Biz de Türk
firmalarını dünyaya açalım. İş âleminin
önemli bir sıkıntısı da bölgesel kalkınma ajanslarında özel sektörün ikinci
plana atılması. Biz yerel kalkınma projelerinin hayata geçirilmesi için
Kalkınma Ajanslarına çok önem veriyoruz. Bunu sağlamak
için de, yerel aktörlere daha etkin rol verilmesini gerekli görüyoruz. Başta
Valilerimiz olmak üzere bürokratlarımız, gittikleri illerde belirli bir süre
için görev yapıyor. Yani ne ilin geçmişini hissedebiliyor, ne de projelerin
öncesini ve sonrasını takip edebiliyor. Oysa Oda ve
Borsalarımız o şehrin hafızasıdır, iş âleminin asli temsilcileridir.
Şehirleri için yapılan projeleri kendi işleri gibi sahiplenip sonuna kadar
takip ederler. Bu nedenle İl ve Bölgelerde Kamu-Özel sektör el ele vermeli,
öncelikler ortak akılla belirlenmeli. Değerli
dostlarım, Avrupa
Birliği, istikrar ve demokrasiyi geliştirmenin önemli bir aracıdır. Ekonomik
açıdan da AB süreci ülkemize fayda sağlıyor. Bundan sonra da bizi rekabetçi
seviyede tutacak pazar Avrupa Birliği pazarıdır. Zira AB, hala dünyanın alım
gücü en gelişmiş, bize en yakın pazardır. Yakın gelecekte de böyle olacak. İş dünyası
olarak biz, AB değerlerini sonuna kadar destekliyoruz. Bu süreçte AB
liderlerinin vizyonsuzluğu ve önyargılı yaklaşımları, bizi gerekli reformları
yapma irademizden vazgeçirmesin. Öte yandan
Gümrük Birliği, AB’nin 3. ülkelerle yaptığı ama bizi dahil etmediği Serbest
Ticaret Anlaşmaları yüzünden aleyhimize dönmeye başladı. Bu yetmezmiş gibi,
bir de önümüze taşıma kotaları ve tarife dışı engeller konuluyor. Bizi
dışlayan, bize zarar veren bu yapı mutlaka değişmeli. Kıymetli
misafirler, Önümüzdeki
döneme ilişkin önemli bir konu daha var; yeni Anayasa. Evrensel
standartlarda, AB normlarına uygun, demokratik bir anayasanın gerekli olduğu,
toplumun her kesimince kabul ediliyor. Bu sayede;
Yasama, yürütme ve yargı erklerinin ahenk içinde çalışması mümkün olacak.
Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti yapımız kurumsallaşacak. Mustafa
Kemal Atatürk’ün bizlere emaneti olan Cumhuriyetimiz, muasır medeniyet
hedefine ulaşacaktır. Bu süreçte
Meclisimize, siyasi partilerimize ve bütün kurumlarımıza önemli görevler
düşüyor. Türkiye’nin geriye gitmesine, kavga, karmaşa ve belirsizlik ortamına
sürüklenmesine izin vermeyelim. Ülkemizde;
kavganın değil huzurun, çatışmanın değil diyaloğun hâkim olmasını sağlayalım.
Demokrasiyi ve kalkınmayı sekteye uğratacak her girişimin de karşısında
duralım. Böyle bir Türkiye için kenetlenip, böyle bir Türkiye için, hep birlikte
daha fazla çalışalım. Ve bu çerçevede yeni Anayasamızı artık hayata
geçirelim. Aziz ve
Kıymetli Dostlarım, Türkiye’nin
tüm müteşebbislerinin temsilcileri bu salonda! Biz “Türkiye’ye hizmet etmek
için” gecesini gündüzüne katan, kocaman bir aileyiz. Biz, her sabah dükkânını
“dualarla” açan, siftahını “besmeleyle” yapan, gün sonunda işyerinden
“hamdolsun” diye çıkan tüccarlarız. Biz Anadolu kaplanlarıyız. Biz, helal
rızık peşinde koşan, Ardahan’dan Edirne’ye bu ülke için çalışan neferleriz. 7
bölgedeyiz, 81 ildeyiz. Her renkten, her görüşten, her nakıştanız. Bizim
yolumuz doğru, gönlümüz Hak’ta. Bizim davamız bir, sevdamız bir, aşkımız bir.
Kalkınmış bir Türkiye, büyük bir Türkiye, zengin bir Türkiye. Güçlü ekonomisi
ve kaliteli demokrasisi ile dünyanın hayranlıkla izlediği lider bir Türkiye. Bizim
hedefimiz bu! Bizim tarafımız bu! Bizim siyasetimiz bu! “Türkiye yerinde
saysın” diye umanların rüyaları asla gerçek olmayacak. Türkiye dünyanın en
büyük 10 ekonomisinden biri olacak. Bunu, bu
salonu dolduran sizlerin temsil ettiği iş dünyası, tüccar ve sanayiciler
yapacak. Sizler yatırım yaptıkça, ürettikçe, istihdam ve ihracat sağladıkça
Türkiye kalkınacak. Allah’ın izniyle hep birlikte bunu da başaracağız. Üstad’ın
dediği gibi: “Sanma bu tekerlek kalır tümsekte, yarın elbet bizim, elbet
bizimdir. Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir” Hedeflerimize
ulaşacağız. Hayalleri hep birlikte gerçek yapacağız. “Varmak için menzile,
yürüyeceğiz gündüz gece.” Yarın bizimdir, yarın Türkiye’nindir, yarınlar bu
milletindir. Allah
gönlümüzü zengin, emeğimizi ve kazancımızı bereketli, milletimizin birlik ve
beraberliğini daim kılsın. Yolumuz açık olsun. Allah hepimizin yardımcısı
olsun.” Diyerek konuşmasını tamamladı. .
|
|
|
|